Rap Arşivi

Bodmin Moor - Tarihi Eserler

Bodmin Moor, İngiltere toprakları üzerinde ender görülen bir durum olarak tarih öncesi çağlardan bu yana nispeten el sürülmemiş halde kaldı. Kuzeyinde, yaklaşık 400 metre yüksekliğindeki piramit biçimli Rough Tor Tepesi bulunmaktadır. Bu tepe millerce uzaktan bile net bir biçimde görülebilir. Hemen yakınında yuvarlak tümsek Brown Willy bulunmaktadır.

414 metre yüksekliğiyle biraz daha yüksek olmasına karşın, komşusu kadar dikkate değer bir yer değildir. Bu bölgedeki taşların büyük bölümü, araziyi ikiye bölen A30 kamyon yolunun kuzeyinde bulunmaktadır. Ama bu yolun güneyinde, Hurlers adlı önemli üçleme daire, buna ek olarak daha küçük C’raddock Moor, Goodaver ve Altarnum Dokuz Taşı yer almaktadır.

Hâlâ bölgenin içinde kalmak üzere ama biraz daha uzakta, Duloe adlı ilginç taş dairesi vardır. Çapı sadece 10 metredir ama taşları saf beyaz kuvarstır ve yükseklikleri 1.49-2.65 metre arasında değişmektedir. Bu taşlar Cornish daireleri içinde en yüksek olanlarıdır. Bölgede bu dairelerle bağlantılı düşünülebilecek iki tarihi yapı daha vardır. Bunlar Castilly ve Castlewich anıtlarıdır. Castilly, güneybatıda A30 ile A391′in kesiştiği kavşağın yakınlarındadır. Castlewich ise, Callington kasabasının güneybatısında yer alır.
Devamını Oku…

Bredon Hill ve Çevresi - Tarihi Eserler

İnceleme altındaki bölge, doğu-batı yönünde 17.7 kilometre ve kuzey-güney yönünde 14.5 kilometredir. Bu bölge, yarı Cotswold, yarı Vale ot’Evesham ve yarı Severn Valley’dir. Kuzey ve batı yönleri, İngiltere’nin en muhteşem nehirlerinden biri olan Avon tarafından çevrelenir ve Evesham, Pershoe ve Tewkesbury’ye bağlanır. Doğusu ve güneyinde ise, Cotswold yer alır. Ortada, uyuyan bir kaplumbağanın sırtı gibi Bredon Hill yükselir.

Yaklaşık 300 metre yüksekliğindeki zirvesi, hemen her açıdan muhteşem görüntüler sunar. Bredon Hill ve Cotswold yakınlarından sağlanan kireçtaşı, bölgenin büyük bölümünü kaplayan özgün mimari yapısı için malzeme sunar. Avon kıyısı boyunca uzanan binalar, geleneksel tuğla ve kereste kullanımını yansıtır.

Burası Marlborough Downs’la karşılaştırıldığında arkeolojik kalıntılar açısından önemli bir yer değildir. Neolitik çağlara ait en erken görülen tarihler, M.Ö. 2600 civarıdır ama Cotswold yakınlarında bulunan long-barrowlar, M.Ö. 3200′lerde bölgede yaşam olduğunu göstermektedir. Bredon Hill’de Demir Çağı’na ait bir tepecik bulunmuş ve burada yapılan kazılarda elli ceset çıkarılmıştır. Erkek cesetlerin pozisyonlarına bakılırsa, köylerini korumaya çalışırken ölmüş gibidirler. Güneydeki Woolstone Hill’de de benzerlerine raslanmıştır ama birkaç işaret veya dikili taş dışında bunlarda antik esintiler yoktur.

Devamını Oku…

Maltese Tapınakları - Tarihi Eserler

Malta, Gozo, Comino ile Cominotto ve Filfla adlarında iki küçük adayı kapsayan Maltese takımadaları, Sicilya’nın yaklaşık 80 kilometre güneyinde yer almaktadır. Küçük olmalarına karşın, Malta ve Gozo dünyadaki tarihöncesi çağlara ait en çok tapınağın bulunduğu yerlerden biridir. Bunlar aynı zamanda en eskilerindendir.

Malta’da 43, Gozo’da 9 tapınak bulunmaktadır ve tarihleri genellikle M.Ö. 3500-3000 yıllarına dayanmaktadır. Ancak, bazı tapınaklar M.Ö. 4500 tarihlerini gösterecek kadar eskidir ve mağara mabetleri M.Ö. 5000 yıllarına işaret etmektedir. Bu tapınaklardan birkaçı, ondokuzuncu yüzyıllardaki kazılarda ortaya çıkmış, fakat I909′da Profesör Zammit Malta Müzesi’nin yöneticisi olana kadar sistematik bir çalışmaya alınmamışlardır.

Bunların en ünlülerinden biri, Marta’nın güney kıyısında bulunan Hagar Qim’dir. Dikkatle bakıldığında, bir kurukafanın yandan görünüşüne benzemektedir ve M.Ö. 4. binyılın sonlarına işaret etmektedir. Burada, ağırlığı otuz tonu bulan taşlar bulunmaktadır. Burada ve diğer Malta tapınaklarında bulunan heykel ve büstler, bir tanrıçaya adanmış olduklarını düşündürmüştür. Bu aynı zamanda, Gozo’daki Ggantija gibi bazı tapınaklarda bulunan yarım daire veya elips biçimindeki odaların birlikte “trefoil” kalıbını oluşturmasıyla mimaride de ifade edilmiştir.

Devamını Oku…

Menkar Piramidi - Tarihi Eserler

Üç önemli piramidin en küçüğü, diğer ikisinin güneybatısında kalmaktadır ve Kefren piramidinin tam olarak dörtte biri kadardır. Orijinalinde 66.4 metreye çıkmaktadır ve temelde kenar uzunluğu ortalama 108.66 metre iken eğim açısı 50.71 derecedir. Burada da yine bir temel oranla, 11:18 ile karşılaşmaktayız.

İki komşusunun yanında çok daha az etkileyici olmasına karşın, Menkar Piramidi’nin bir dizi eşsiz özelliği bulunmaktadır. Üst kısımları Tura kireçtaşıyla kaplıyken, alttaki 16 sırası 800 kilometre güneyindeki Asvan’dan gelen kırmızı granitle kaplıdır. Bu sıraların kaplanmamış olması, bir şüphe de olsa, piramidin inşaatının yarım kalmış olduğunu göstermektedir.

Kefren Piramidi’nde olduğu gibi ana oda yapının altında kalmaktadır. Ama oda granitle kaplı duvarlarıyla, zeminiyle ve tavanıyla Büyük Piramit’in tasarım özelliklerini taşımaktadır. Graham Hancock, Fingerprints of the Gods (Tanrıların Parmak İzleri) adlı kitabında Menkar Piramidi ile ilgili bazı gizemli noktaları ortaya koymaktadır.

Devamını Oku…

Keops Piramidi - Tarihi Eserler

Keops Piramidi ya da diğer adıyla Büyük Piramit, Giza Platosu’ndaki diğer sekiz piramidin arasında yaklaşık 30′uncu enlemde Nil Nehri’nin deltası üzerinde bulunmaktadır. Mısırlılar’ın mimari başarısında yüksek bir noktayı göstermektedir. Ancak nasıl inşa edildiği ya da hangi firavunun inşa ettirdiği hakkında fazla bilgi yoktur.

Antik Mısırlılar, kendi zamanlarındaki uygarlıklar içinde en geniş kayıtları tutuyorlardı. Ancak Giza’daki piramitler tuhaf sessizliklerini korumaktadırlar. Ne koridorlarını dolduran hiyeroglifler, ne de herhangi bir kayıt, nasıl inşa edildiğine dair bilgi vermektedir. Elimizdeki en eski bilgi, Yunanlı tarihçi Herodotus tarafından verilmiştir. Bu metin, Büyük Piramit tamamlandıktan yaklaşık 2000 yıl sonra M.Ö. Dördüncü yüzyılda yazılmıştır. Söylediğine göre Firavun Keops için inşa edilen bu piramit, 100,000 insanın yirmi yıllık emeği sonucunda ortaya konmuştur. Herodotus’un kaynakları, bilgilerini uzun zamanlar boyunca kuşaktan kuşağa aktarmış olan Mısırlı rahiplerdi.

Keops, M.Ö. 2613′de başlayıp M.Ö. 2465 yılında son bulan 4. Hanedan’ın krallarından biriydi. Büyük Piramit’in yapımının yaklaşık M.Ö. 2494 yıllarında tamamlandığı sanılmaktadır. Robert Bauval ve Adrian Gilbert, The Orion Mysteıy (Orion Gizemi) adlı kitaplarında bunu M.Ö. 2450 olarak vermektedirler. Kral’ın Mezar Odası’nın kuzey ekseni, Draconis yıldızına bakmaktadır. Bauval’a göre, bu piramidin yapım tarihini göstermektedir.

Devamını Oku…

Avrupa Megalitleri - Tarihi Eserler

M.Ö. üçüncü binyıla ait taş daireleri ve dev anıtlar, İngiltere’ye özgüdür. Ancak Fransa’nın kuzeybatısındaki Karnak’da bulunan antik taş sıralarının da tarihi aynıdır. M.Ö. 3000 yıllarından önceki birçok yüzyıl boyunca batı Avrupa’nın hemen her yanında mezar yapıları inşa edilmiştir. Karnak bölgesinde çok sayıda örneğe ratlanmaktadır. Örneğin Menec’de l.000 metreden uzun paralel taş sıraları görülmektedir ve her birinin ucunda İngiltere’deki gibi taş dairelerine ait kanıtlar vardır. Profesör Thom bunları dikkatle incelemiş ve Megalitik Metre dediği ölçünün ikibuçuk katına denk gelen Megalitik Çubuklar adını vermiştir.

Büyük Brise Menhiri de Karnak bölgesinde bulunmaktadır. 20 metre yüksekliği ve 340 tondan fazla ağırlığıyla bilinen en büyük dikili taştır. Thom, bunun 18.61 yıllık aydönümü üzerinde çalışmak için dikilmiş bir taş olduğunu söylemiştir. Ancak ne yazık ki ondokuzuncu yüzyılda taş devrilerek dört parçaya ayrıldığından, Thom’un teorisini kanıtlamak mümkün değildir.

Fransa’nın bu bölgesinde birkaç taş dairesi örneği vardır. Ancak hiçbiri İngiliz anıtlarının ihtişamına sahip değildir. Yine de, o zamanlar İngiltere ve batı Fransa arasında bir kültür bağı olduğu yönünde söylentiler vardır. Fakat mezarlarda bulunan sanat eserleri, Kanal yoluyla bir ticaret olduğunu göstermektedir.

Avebury Dairesi - Tarihi Eserler

Avebury dairesi, Stonehenge kadar iyi bilinmemesine karşın daha ünlü kuzeninin boyut ve yapı olarak cüceleşmış hali olarak algılanabilir. 1665 yıllarında yazmış olan antik bilimci John Aubrey, Avebury için “bir katedralle karşılaştırıldığında köy kilisesi neyse, Stonhenge’in yanında Avebury de öyledir” demiştir. M.Ö.2700 yıllarında inşa edilmiş olan bu yer, yaklaşık 11.53 hektarlık bir alanı kaplar ve çapı çeyrek mildir; etrafına tekinin ağırlığı doksan tona yaklaşan Sarsen taşları dizilmiştir.

Sarsen, Wiltshire bölgesinde raslanan, kaya blokları ve geniş kütleler şeklinde görülen taşlardır. Avebury daireleri ve caddelerinde 600′ün üzerinde büyük taşlar vardı. Ama şimdi sadece birkaçı kaldı. Modern yapılanma Avebury’nin orijinal görkeminin yerini alan bir şeyler koydu ama kayıp taşlara rağmen hâlâ görülmeye değer etkileyici bir yerdir.

Böyle taş daireler İngiltere’nin hemen her yerine dağılmış olmasına karşın, genellikle ülkenin batı tarafında yer almaktadırlar. İlki yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarında inşa edilmiştir. İçinde etrafında hendekler bulunan dairesel setler vardır ve bunlar da savunma amacı yönünden yararsız kılmaktadırlar. Bu yüzden dini amaçla inşa edilmiş olmaları daha muhtemeldir.

Çoğu durumlarda set ve hendek birkaç fitten yüksek olmaz. Ama hâlâ yeryüzü şekilleriyle ünlü Avebury’de hendeğin derinliği yaklaşık 10 metre civarındadır ve set de yaklaşık 6 metre yüksekliğindedir. Aubrey Burl, Prehistoric Avebury adlı kitabında hendekten 90.000 metreküp toprak kazıldığını tahmin etmiştir ki, bunun da anlamı hendeğin genişliğinin bir kilometreden fazla olduğudur. Bu, M.Ö. 2494-2345 yılları arasında Mısır’da 5. Hanedanlık firavunlarının yaptırdığı piramitlerin hacmi kadardır; Avebury’deki dairenin yapıldığı zamanlara yakın.

Hesaplamalara göre Avebury’deki sadece set ve hendeğin yapımı için 250 kişinin en az yirmi yıl çalışmışlardır. Bu, o zamanlarda bölgede yaşadığı tahmin edilen küçük topluluklar için çok önemli bir rakamdır.

Sarsen taşlarının dikilmesinin de aynı şekilde gerçekleştiği sanılmaktadır. Bu dev taşlar dikilmeden önce kilometrelerce uzaklıktan çekilmiş olmalılar. 1934′de, deneyimli bir usta ve oniki işçi, nispeten ufak olan sekiz ton ağırlığındaki bir taşı, büyük dairenin üzerinde bulunan iki caddeden birinin başına diktiler. Bu, tam beş gün sürdü.

Avebury’deki yapı tamamlandığında, İngiltere’deki en önemli megalitik yapılardan biri oldu ve bugüne kadar geldi.

Yerebatan Sarayı - Tarihi Eserler

İstanbul’da eskiden kalma büyük sarnıçtır. Yerebatan Sarayı adıyla anılan Bazilika Sarnıcı, İstanbul’da Ayasofya ile Cağaloğlu arasında bulunan büyük bir sarnıçtır. Günümüzde de içinde su bulunan bu büyük kapalı sarnıç, kentin su ihtiyacını karşılamak üzere îlkçağ’da yapılmıştı.

İstanbul, tarihin bütün çağlarında güçlü devletlerce hep ele geçirilmek istendiği için Bizans imparatorları kentin birçok yerinde sarnıçlar yaptırarak kuşatma sırasında halkın su ihtiyacını karşılarlardı. Yerebatan Sarnıcı, VI. yüzyılda imparator İustinianos tarafından yaptırıldı. Sarnıcın suyu 19 km uzaklıktaki Belgrat ormanından Cebeciköy Kemeri ile getiriliyordu. Sarnıç, Osmanlı devrinde de uzun süre hizmet görmüştür.

80,000 Metreküp Su

Yerebatan, oldukça büyüktür: uzunluğu 140 m, genişliği 70 m, yüksekliği 8 m. Bu boyutların içi yaklaşık olarak 80,000 metreküp demektir. Sarnıcın üstü kapalı olduğu için tavanı tutmak üzere 12 sıra halinde 4′er metre aralıkla dizilmiş 336 sütun bulunmaktadır. Sütunların boyu 8 metredir.

İstanbul’da, Yerebatan’dan başka iki önemli kapalı sarnıç daha vardır. Bunlardan biri Sultanahmet’le Çemberlitaş arasındaki çocuk parkının altında bulunan Binbirdirek Sarnıcı, diğeri Büyük Postahane’nin arkasında Acımusluk Sokağı’ndaki İsa Sarnıcı’dır. Her ikisi de bugün depo olarak kullanılmaktadır.

Açıkhava Sarnıçları

Eskiden İstanbul’da açıkhava sarnıçları da çoktu. Bunların en önemlileri Aetius, Mocius ve Aspar sarnıçlarıdır. Aetius Sarnıcı Edirnekapı’dadır; boyutları 244×85x8 metredir. Şimdi Çukurbostan denen Mocius Sarnıcı, Kocamustafapaşa’dadır; boyutları 170×147x10,5 metredir. Aspar Sarnıcı, Sultanselim Camii’nin yanındadır (152×152x10,8 metre).

Binbirdirek

İstanbul’da Divanyolu’nun arkasındaki çocuk parkının altında bulunan eski bir sarnıçtır. Ne zaman yapıldığı kesin olarak belli değildir. Kullanılan tuğlalara bakılırsa İustinianos devrinde veya daha önce yapıldığı söylenebilir. Uzunluğu 64 m, genişliği 56,4 m, yüksekliği 14,5 m’dir. içinde 14×16 sıra halinde 224 sütun vardır. Yüksekliğin fazla olması nedeniyle sütunlar iki kattır. Sarnıcın su sığası 325,000 metreküptür. Yol düzeyindeki 10 pencere sarnıca aydınlık verirdi. Osmanlı döneminde burası ipekçilere verilmiş, içine ipek ve iplik tezgâhları kurulmuştu.

Versailles Sarayı - Tarihi Eserler

Fransa’da, Paris dolaylarındaki saray ve müzedir. Önceleri Versailles’da, kral Louis XIII için yaptırılmış basit bir av köşkü vardı. Oğlu Louis XIV tahta çıkar çıkmaz, oturma yeri olarak Versailles’ı seçti ve bütün soyluları Paris’ten uzaklaştırıp orada toplamağa karar vererek bölgenin yeniden düzenlenmesini emretti. Eski binaların yer aldığı küçük tepe, geniş bir taraça haline getirildi; bu taraçanın üstünde kurulacak yeni şatonun uzunluğu 500 metre olacaktı. Parkın düzenlenebilmesi için de başka bir tepe düzleştirildi, bataklıklar kurutuldu.

Mimar Louis Le Vau (1612-1670) burada, düzeni ve boyutları açısından «klasik» üslûbun en katıksız örneği olan görkemli bir şato yaptı. Onun ölümünden sonra Jules Hardouin-Mansart (1646-1708), kral dairelerini kraliçe dairelerine bağlayan ünlü Aynalı Galeri’yi, kuzey ve güneydeki iki ek binayı, kiliseyi ve Büyük Trianon’u ekledi. Aynı tarihlerde Andre Le Nötre da (1613-1700) bahçenin planını çizdi. Günümüzde müze olarak halka açılan bu güzel saray, Versailles’ı, Fransa’nın en turistik şehirlerinden biri haline getirir.

Versailles Sarayı’nın ön yüzü, Mansart’ın eseridir ve yatay çizgileriyle klasik mimarînin başeserleri arasında sayılır. Louis XIII’ün «derme-çatma şato yavrusu», binlerce saraylıyı barındıracak ve bütün Avrupa’nın gözünü kamaştıracak bir saraya dönüştürülmüştür. Bu yapım işinde 36,000 işçi çalıştığı ve bir bayram günü sarayın bahçesindeki fıskiyelerden akan suyun, 600,000 Paris’imin bir günlük su tüketimine eşit olduğu bilinmektedir.

Topkapı Sarayı - Tarihi Eserler

İstanbul’da Sarayburnu sırtları üzerinde bulunan saraydır. Topkapı, Osmanlı padişahlarının Dolmabahçe Sarayı yapılıncaya kadar oturdukları saraydır. Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmağa başlamış, giderek yeni bölümler eklenmiştir. 1924′ten beri müze olarak kullanılan sarayda Fatih’ten Abdülmecit’e kadar bütün hükümdarlar oturmuştur.

Sarayın çevresi surlarla çevrilidir. Kıyı kesimindeki surlar Bizans çağından kalmadır. 1478′de yaptırılan iç kesimdeki surun ise uzunluğu 1,400 metredir. Kara yönünden sarayı koruyan bu surun üzerinde 25′i dört köşeli, 2’si sekiz köşeli, l’i dokuz köşeli olmak üzere 28 kule vardır. Surun ana kapısı Ayasofya arkasındaki Babı Hümayun’dur (Sultan Kapısı). Bundan başka beşi küçük, ikisi büyük yedi kapı daha vardır.

Saray Alanı

Topkapı Sarayı 700,000 metrekarelik bir alanı kaplar. İçinde kasırlar, köşkler, devlet daireleri, saray halkı için konutlar, koğuşlar, camiler, kütüphaneler ve büyük mutfaklar vardır. Eskiden deniz kıyısında bulunan yazlık saray binaları (Balıkhane Kasrı, İncili Köşk, Bamyacılar Kasrı, Gülhane Kasrı, Hasanpaşa Köşkü v.b.) 1863′teki yangında ortadan kalktı ve sonra bu alandan tren yolu geçirildi.

Sarayın ilk avlusunun içindeki köşklerden yalnız ikisi bozulmadan bugüne kadar gelmiştir. Bunlardan biri 1472′de yaptırılan Sırçasaray (Çinili Köşk), öteki ise Mahmut II tarafından 1810′da sur üzerinde yaptırılan Alay Köşkü’dür; geçit alaylarının seyri için yaptırılmıştı.

Devamını Oku…